*GÜLAY ÖZTÜRK SULTAN"IN YÜREGiNDEN*


Powered by Audici


Powered by Audici

Esen rüzgarlarla selam gönderdim Sana Ey Sevgili,

Esen rüzgarlarla selam gönderdim Sana Ey Sevgili,


o rüzgarlar ki,kum sahillerini ,yalayan deniz köpükleri gibi,
yaladı sıcak gözyaşalarımı...
o rüzgarlar ki,Filistin de bir çocuğun ,ahını yaşıyordu...
Şehitlerin kokusunu taşıyordu sonra...
Esen rüzgarlarla selam gönderdim Sana Ey Sevgili,

o rüzgarlar ki,Kudüs'te tüm çiçeklerin renkleri karışmıştı rengine...
Yeni doğan bir bebeğın yüzünü
okşamıştı da gelmişti..
Esen rüzgarlarla selam gönderdim Sana Ey Sevgili,

 o rüzgarlar ki,gözleri ufka takılı,içinde özlem taşıyan bir yetimin
hüznünü koparmıştı gelmişti......
Karanlık gecede,seccade başında dilden dökülen Salavatları
toplamıştı da gelmişti..
 Esen rüzgarlarla selam gönderdim Sana Ey Sevgili,

o rüzgarlar ki,aşk ocağında kavrulan haşretimi aldı yanına..
Kavuşma günü geldiğinde,
Sancağının altına ellerinden içeceğim
bir parça Kevser suyuna,susuzluğumu yükledim ona...
Esen rüzgarlarla selam gönderdim Sana Ey Sevgili,

Derdiğim güllerimi sunuyorum,
ve yüreğimde ki sızıyı...
Sevgimi gönderiyorum birde...
Şefaatini diliyorum,Efendim,Peygamberim...

 

(sallallahu aleyhi ve sellem )


17/11/2009 | Kategori: siirlerim | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Ancak namaz kılanların yaptıkları kıymetlidir

Ancak namaz kılanların yaptıkları kıymetlidir

Bize çok değerli bir sermaye verilmiştir. Bu sermaye ömürdür. Ömrün de kendine göre bir hesabı vardır. Mümin her an yaşadığı hayatın hesabını verme şuuruyla yaşar. Bu şuuru her zaman canlı tutan da günde beş defa davet edildiğimiz namazdır.

Namazın dinimizin direği olduğunu Müslümanlar olarak hepimiz biliyoruz. Ancak, hepimiz namazımızı kılıyor muyuz? Zira, o olmadan diğer ibadetlerin bir kıymeti olmayacaktır. Namazsız bir adam, direksiz, sütunsuz bir binaya benzer ve yıkılıp gitmesi, an meselesidir. Hadislerde geçen bazı müjdeli haberler; mesela, cömertlerin cennete gideceği haberi, her ne kadar bir müjde olsa da bu, namaz kılan cömert için geçerlidir. Namazsız bir cömertlik işe yarasa da, insana cenneti garanti edemez. Benim kalbim temiz deyip, o kalbi veren Allahın en çok istediği ibadeti yapmayan insan, sadece kendini aldatır. Çünkü, kalb ancak Allahı anmakla tatmin olur.

Bir kalpte  yoksa, o kalb dünya sevgisiyle dolu demektir. Bir insan namaz kılmıyorsa, kalbinde Allaha karşı derin bir boşluk var demektir ve her an, bu insanın inançsızlık (küfür) sathına geçmesi söz konusudur . Efendimiz(sas) buyuruyor ki; Namaz kılmayanla küfür arasında sadece bir perde kalmıştır. Belki de bunun için Sahabi, namaz kılmayana neredeyse Müslüman değil nazarıyla bakıyordu.  Resulü, Namazı terk eden, Allahın huzuruna,  ona çok kızmış bir halde çıkar.

Namazsızlar şeytanı sevindiriyorlar

Hazreti Ali (kv) bir gün sabah namazına kalkamaz. O gün akşama kadar ibadetle meşgul olur. Ertesi gün kendisini, tanımadığı biri namaza kaldırır. Hazreti Ali ona Sen kimsin? der. Şeytan olduğunu söyler. Niçin bunu yaptığını sorunca da, Yine bütün gün Allaha ibadet etmen, beni memnun etmezdi diye cevap verir. Evet, şeytan vazifesini yerine getiriyor, Hazreti Ali de kendine düşeni yapıyordu. Namaz kılmayanlar, her gün şeytanı ne kadar sevindiriyorlar, oturup iyiden iyiye düşünmelidirler!

Namaz, imandan sonra gelen en büyük hakikattir.  (cc) Kuranı Kerimin pek çok yerinde, imandan hemen sonra namazdan bahseder. Müminleri tarif ederken hep, iman eden ve salih amel işleyen şeklinde tarif eder. Salih amelin başı ise namazdır. Pek çok yerde de, imandan sonra direk namazı getirir. Daha Bakara Suresisinin başında gayba iman edenler ve namazı dosdoğru kılanlar şeklinde,  müminleri tarif eder.

Miraca engel ne varsa kurtulmak

Ensardan bir zat hurma bahçesinde namaz kılarken, gözü hurma salkımlarının gölgesine ilişir ve kendisine geldiğinde kaç rekat namaz kıldığını unutur. Sonra da Hazreti Osman'a gelerek, "Beni namazda oyalayan bu bahçeyi  yolunda feda etmek istiyorum" der. Hazreti Osman da bahçeyi elli bin dirheme satarak hazineye aktarır. O bahçe o tarihten sonra 'elli binlik bahçe' diye anılır. Evet, kuvvetli bir  inancına sahip olan sahabi, kendisini Allahtan alıkoyan bahçesini, yine  yolunda feda etmeyi hiç zor görmüyordu. Namaz onların nazarında buydu.

Namaz, müminin miracıdır. Namazın muhtevası, insanların çok engin düşünmelerine vesile olacak kadar geniştir. Namaz kılarken, derinlemesine bir aşk u şevk içinde Allahın huzurunda bulunmanın şuurunda olmaktan, onu Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)in arkasındaki cemaatten bir fert olarak kıldığını hissetmeye kadar; doğrudan doğruya kendisini meleklerin safları arasında görmekten, bir hamlede bizim ufkumuzu açan, Arşın örtüsüne alnını koyuyor gibi onu eda etmeye kadar, geniş bir yelpazede namazı duyma, hissetme şekilleri vardır.

İnsanın buna muvaffak olmasının ilk şartı, namazı tıpkı bir Mirac veya Miracın gölgesi gibi bilmesidir. Zira o, sadece yatıp kalkmaktan ibaret bir hareketler topluluğu değildir. Mü'min için her namaz bir Mirac vesilesidir. Ve mü'mine düşen de, her namazda farklı farklı buudlarda bile olsa, Miracını tamamlamaktır.

Namaz, tesbih, tazim ve şükürdür

Namaza duran kimse, kendi kusurunu, günahını, küçüklüğünü, Allahn kusurdan, aczden uzak olduğunu ve O'nun büyüklüğünü hatırlayarak subhanallah ve Allahuekber der. Allahın sonsuz nimetine karşı sonsuz şükür gerekir, elhamdulillah der. Fakat bu şükür sadece sözle mümkün değildir. Ancak, insan niyetiyle ve niyetini mümkün olduğunca amele dökerek bu şükrü yerine getirebilir. Bu da sağlam bir kulluk ve devamlı ibadetle olur.

Kulluğun en bariz özelliği ve ibadetlerin özü ise namazdır. Namazda elhamdülillah kelimesi bu şükrün dil ile ifadesidir. , Rabdır. Rab besleyen, terbiye eden, büyüten demektir. Allahın sonsuz bir Rububiyeti (Rablığı) vardır. Bu durum, 'ın, sonsuza kadar mahlukatı beslediği, terbiye ettiği manasına gelir.

Bu kadar sonsuz ve büyük bir saltanat, elbette kusurdan, noksandan uzak olmalıdır. İşte bu manayı ifade eden, namazın içindeki 'subhanallah' kelimesidir. Yine bu saltanat, acizlikten, küçüklükten, başkasına muhtaç olmaktan da uzaktır. Öyle olmasaydı nasıl her şeyi çok mükemmel bir şekilde idare edecek, her şeyin ihtiyacına koşacak, her şeye cevap verecekti!

İşte bu manayı ifade eden, yine namazın içindeki, el pençe divan durarak, bel kırarak, boyun bükerek; rükûlarda, secdelerde, kıyamlarda söylenen Allahuekber kelimesidir. Yine bu saltanat, yani bu kadar doyuran, besleyen, terbiye eden, idare eden bir saltanat, elbette karşılığında bir şükür ister. İşte namazda, her rekatta Fatihanın başında söylenen elhamdulillah kelimesi, iki namaz arasındaki nimetlere bir nevi şükürdür. Ayrıca, bu manaları teyid eden, destekleyip kuvvetlendiren bir de namaz sonrası tesbihler vardır. Yani, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından büyük sevabı olduğu ifade edilen, terk edilmesi ise çok büyük bir boşluk ve kayıp olarak görülen, 33er defa söylenen subhanallah, elhamdulillah ve Allahuekberlerdir.

Namaz hem çok kolay hem de çok kârlı bir ticarettir

Bediüzzaman Hazretlerinin sözler adlı kitabında (Dördüncü Söz) işaret ettiği gibi beş vakit namaz, yirmi dört altın seviyesinde olan günlük yirmi dört saatin sadece bir saatini alır, fakat ebedi bir cennet hayatını insana müjdeler. Tüccar, elbette sermayesinin hepsini harcamaz, bir kısmını yanında tutar, ta ki, ilerde işe yarasın, işini devam ettirebilsin. Hepsini birden, hem de lüzumsuz bir iş için harcarsa, neticede ne olacağı belli olur. Lüzumlu bir iş için harcasa bile dünya hayatı ebedi değilken, ne kadar lüzumlu olabilir! Şimdi, günlük sermayesinin yirmi üç saatini bu kısa dünya hayatı için harcayıp da onun bir saatini ebedi hayatı için vermeyen insanın ne kadar zarar ettiği malumdur.


Evet, namazdaki secde, kulun Allaha en yakın olduğu andır. Efendimiz (sav)in ifadesidir bu. Namaz, günde beş defa Allaha hesap vermenin adıdır.

Bize çok değerli bir sermaye verilmiştir. Bu sermaye ömürdür. Ömrün de kendine göre bir hesabı vardır. Mümin her an yaşadığı hayatın hesabını verme şuuruyla yaşar. Bu şuuru her zaman canlı tutan da günde beş defa davet edildiğimiz namazdır.

SABAH VE AKŞAM NAMAZINDAN SONRA

 Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu;
Kim, sabah ve akşam namazından sonra, henüz yerinden kalkmadan, on defa Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehul mulku ve lehul hamdu, yuhyî ve yûmitu ve huve âlâ kulli şeyîn kadîr derse,  ona on sevap yazar, on günahını siler, on da derecesini yükseltir. Bütün gün, istenmeyen her şeyden korunur, şeytan da ona bir şey yapamaz. Allaha ortak koşmaktan başka, hiçbir günahı ona tesir edemez." (Tirmizî)

17/11/2009 | Kategori: yazilarim | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Evet zor zamanda bulunuyoruz..

Cennete yolculukta ,Allah’a,Ahirete ve Cennetin
Varlığına inanmak,insana büyük bir güç ve
Enerji veriyor..


Ama, acaba günümüz dünyasında kaç kişi Cennetin
Varlığına bütün benliğiyle inanmaktadır..?
N e yazık ki,günümüzde pek çok müslümanın gönlünde
Ahiret gününe samimi bir iman ve inanç yoktur..
İnanç,gönülleriniz derinliklerine gereği gibi
Yerleşmemiştir.


Kendilerine Ahiret sorulduğu vakit,”Evet inanıyorum,doğrudur “
Diyen dilleri ile ondan bahsederken ,kalpleri ciddiyetsizlik
Ve gaflet içindedir.
Evet zor zamanda bulunuyoruz..


Sanki Peygamberimizin,”zaman gelecek,kişinin İslamiyet’i
Yaşaması elinde kor ateş tutar gibi zor olacak “mealindeki
İhbarı tahakkuk etmiş gibi görünüyor..


Bunu bir imtihan kabul edip,bundan başarıyla
Çıkmaya çalışmalıyız.


Böyle zor dönemlerde,yüreğimizle,sevgi ve nefretimizle nerede,
Ne tarafta,kimin ve kimleri yanında olduğumuza bakmalıyız.
Kalp diriliği bakımından kıyamda olup olmadığımızı,ayakta
Durup-duramadığımızı kontrol etmeliyiz.


Bilmeliyiz ki,Müslümanlar böyle çileli yıllar yaşayarak,
Maddi ve manevi ızdıraplar çekerek,olgunlaşacak,
Yanacak,pişecek,arınacak..
Saflaşacak,ve tortularını atacaktır..


Hakiki ile sahte ,kalıcı ile geçici böylece belli olacaktır.
Hepimiz birer Cennet yolcusuyuz.
Yapmakta olduğumuz bu yolculuk bir defa yapılacağını göre,
Rehberimize (s.a.v.) iyi kulak vermeliyiz.


Sözlerini,açıklamalarını,uygulamalarını,dikkatle izlemeliyiz.
Attığımız her adımı,O’nun izine denk düşürmeye çalışmalıyız.
Allahu Teala bizden bunu istemektedir.
Adımını Peygamberin izine denk düşüren kurtulur..

dua ile selam

 

17/11/2009 | Kategori: yazilarim | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Ey nurların nuru,

Ey nurların nuru,

Ey nurları nurlandıran,

Ey nurlara suret ve şekil veren, Ey nurları yaratan,

Ey nurları idare eden,

Ey bütün nurlardan evvel olan nur,

Ey bütün nurlardan sonra da varolan nur, Ey bütün nurların üstünde olan nur,

Ey hiçbir nurun kendisine benzemediği nur,

Bugün bütün vücudumuz ve avuçlarımız Senin o nurdan hazinene nurdan
dergahına yönelmiş, Senden gelecek bir ihsanı, bir nuru ümit etmektedir. Her
zamankinden daha çok Senin nuruna bugün muhtacız.

Biliyor ve inanıyoruz ki; “Gözün nuru, iman nuru ile ışıklanırsa ve
kavileşirse bütün kainat gül ve reyhanları ile süslü bir cennet şeklinde
görünür.” Fer’i sönük gözlerimize nur, hasretimize yanık gönüllerimize nur
yağdır. Ey nurların nuru olan Allah’ım!

Ne yazık ki kulların arasına her zamankinden daha çetin, her zamankinden
daha derin bir ayrılık ve düşmanlık girmiştir. Sen alim ve habirsin Rabbim!
İşte, sözler ve sınırlar pervasızca ihlal edilmiş, zorba ve nankör olan
kulların, zayıf ve imanlı kullarını kırıp geçmişler. Bunu kendi kusur ve
günahlarımızdan olduğunu biliyor; ve ama bir çare de bir çözüm de
bulamıyoruz; ancak Sana yöneliyor, ahvalımızı Sana arzediyoruz. Ey nurları
nurlandıran Allah’ım!

Biliyor ve inanıyoruz ki; eğer bir göz, nurundan nasibini almamışsa bir
gönül nurundan sağanak sağanak ıslanmamışsa küfür ve zulüm, karanlık
perdeleriyle basiret ve fıkhı alınmışsa artık onun için “dünya, genişliğiyle
beraber bir hapishane şekline girer. Kainatın bütün hakikatleri,

(O’nun) nazarında gizlenir.” O halde Rabbim! Bütün acziyetimizle Senin
nurdan olan dergahına yöneliyor, kapına en pejmürde bir dilenciden daha
pejmürde, daha miskin ve daha muhtaç olarak yüz sürüyoruz. Ey nurlara suret
ve şekil veren Allah’ım! Nurunla halimize şekil ver. Nurunla yolumuza suret
ver ki daha beter olmayalım. Selamet sahiline çıkabilelim.

Yeryüzünün her tarafında kan, gözyaşı, talanlar ve virane ocaklar başını
alıp gitmekte,eşi görülmemiş bir vahşet bir dehşet yaşanmaktadır. Bunu
yapanlar her zaman olduğu gibi yine kullarından azgın ve haddi aşmış
olanlardır. Sen Basir ve Latifsin Rabbim. İşte! Yeryüzünün mülküne göz
koymuş bu zorba tağutlar tarafından ülkeler bir bir düşmekte, her düşen
ülkeyle beraber, her düşen şehirle beraber binlerce insan; çocuk, kadın
ihtiyar; yani bir halk kıyılmakta, halklar kırım kırım kırılmakta, toptan
yok edilmektedir. Tağutlar azdıkça takatlardaki nur zayıflıyor Rabbim. Sen
bu azgın tağutlara ve onların yerli ortaklarına karşı bize nurundan bir
nusret, bir fetih gönder ey nurları yaratan Allah!

Ya İlahel Alemin!

Bu gün vereceğin bir parça nur’a her zamankinden çok daha muhtacız Medyen
beldesine sığınan kulun Musa (as)dan çok daha fakiriz. Harun (as)dan çok
daha çaresiziz. Yusuf (as)dan çok daha köleyiz. Sen Nasir ve Fatihsin
Rabbim. İşte! İfade etmede zorlandığımız ahvalimiz bu. Ya da ifade
edebildiğimiz bu. Çünkü bundan çok daha vahim bir durumda olduğumuzun
idrakindeyiz. Ve zaten sen her şeyin Alimisin. O halde Rabbim, nurundan bize
bir parça fetih, nurundan bize bir parça fırsat tanı ki düşmanların ve
düşmanımız olan şu sınır tanımayan, şu söz bilmeyen azgınları kahr u perişan
edelim, izninle.

Bugün yeryüzünün herhangi bir beldesinde Salih kullarından biri yoktur ki
her an ve saatte “Allah’ım! Güçsüz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor
görüldüğümü ancak sana arz ve şikayet ederim” diye çaresizlik içinde
dergahının nuruna yönelik dua halinde bulunmasın, için için gözyaşı
dökmesin.
 
Ey Nurları İdare Eden Rabbim!
 
Senden gelecek bir ihsana ne kadar da muhtacız. Senden yansıyacak bir Nur’a
ne kadar da hasretiz. Senden inecek bir yardıma, bir emin’e, bir mü’mine ne
kadar da acız. Ey nurları idare eden Rabbim! Dualarımızdaki ihlas kaçmış
diye bizi öyle orta yerde kime bırakacaksın! Kusurlarımız, günahlarımız bizi
kuşatmış diye bizi öyle mi bırakacaksın! Bize acımayacak mısın! Bize fırsat
ve imkanlar tanımayacak mısın!? O halde biz ne kadar biçare, ne kadar aciz,
ne kadar fakiriz. İlahi! Bizim Senden başka sığınacağımız hiçbir sahibimiz
yok. Sensin ancak mevlamız. Sahibimiz ve Rabbimiz! Bizi rahmetinle kuşat ey
nurlardan evvel olan Nur!

Üzerimize hüzün rüzgarları geliyor. O gittikten sonra hüzün yıllarımız hiç
bitmedi. Hiç sonu gelmedi hüzün yılımızın. Asırlar sürüyor ki biz bu hüzün
yılı ile hemhalız. O’nun gideceği Medinesi oldu. Onun Ensar Kardeşleri oldu.
O’nun Sıddikleri, Farukları, Zinnureyn ve Kerrarları (r.anhum) oldu. O’nun
acı günleri de oldu, biliyoruz. Ama ey bütün nurlardan sonra da var olan
Nur! Bizim onlar kadar nurumuz hiç olmadı ki! İmanla yoğrulmuş nurlarımız
hiç olmadı ki! O halde ey merhametlilerin merhametlisi! İmtihanımızı
kolaylaştır! İmtihanımızda önümüze nur koy!

İmanımızda nehirdeki suya takılıp kalanlardan değil, geçip harb
meydanlarında zafer ve nusret suyunu içenlerden eyle! Her birimizi nurunun
aşığı, her birimizi Medine yolundaki davetçi Mus’ab kıl!

O’nun o günkü duasına bugün ne kadar da muhtacız. “Ey merhametlilerin
merhametlisi! Herkesin zayıf görüp de dalına bindiği biçarelerin Rabbi
Sensin! Sensin benim Rabbim! Beni kime bıraktın. Huysuz ve yüzsüz yabancıya
mı, yoksa bu işimde bana hakim olacak düşmana mı?”

Allah’ım!

Eğer bana karşı gazablı değilsen, çektiğim mihnetlere, belalara hiç
aldırmam. Fakat senin merhametin bunları göstermeyecek kadar geniştir.

Amin velhamdu lillahi Rabbil Alemin

Audici

17/11/2009 | Kategori: yazilarim | Yorum (yok) Yorum yaz! |

İnsanlar uykudadır

İnsanlar uykudadır

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Dünya, uykudaki bir kimsenin rüyası gibidir. İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. Ahiret ebedî hayattır. Cennet dünyanın karşılığıdır. Dünyayı terk edene, bırakana, oranın ebedi nimeti verilecektir. Yani dünyayı, dünya malını sahiplenmeyen, onun bir karanlık olduğuna, emanet olduğuna iman eden için, Allahü teâlâ kalıcı olanı verecektir. Cehennem de dünyanın karşılığıdır. Dünyayı isteyip, ahireti unutana verilir, oradan ebediyen ayrılamaz. Bu bir tercih meselesidir. Allahü teâlâ, ahireti tercih edene Cenneti verecektir, dünyayı tercih edene Cehennemi verecektir.
Hayırlı insan odur ki, dünyada Allah’a ve Resulüne iman eder, itaat eder ve ömrünü o yönde bitirir.
Eğer bir şey mutlaka olacaksa, onu olmuş bilmelidir. Ölüm muhakkaktır, ona göre yaşamalıdır.
Namaz çok önemlidir, dinin direğidir. Namaz kılmayanın yapmış olduğu bütün ibadetler, havada asılı kalır, namaz kılmadıkça bir işe yaramaz.
Teknoloji süratle gelişir, insanlara büyük kolaylıklar sağlar. İşleri daha kolay ve daha kısa sürede yapabilirler. Fakat her yeni buluşun zararları da olur. Gün gelir, insanlar, oyun eğlence, merak yüzünden, bu cihazların [bilgisayar, internet, TV vs.] başında bütün zamanlarını harcarlar. Hâlbuki bunların başında az kalmak lazım, işi süratle bitirip başından ayrılmak lazım. Yoksa sizi kendisine esir alır, bütün vaktinizi alıp götürür. Kitap okumaya ve başka iş yapmaya vaktiniz olmaz. Allah diyecek vakit bile bırakmaz. Pislik, tehlike, hadsiz hesapsız olur, çok sakınmak gerekir. İnsanı alıp felakete götürür. Çocuklara, gençlere zararı daha çok olur.
Affetmek, günahları örtmektir, mağfiret etmek tamamen kaldırmaktır. Onun için mümin, Allahü teâlâdan af ve mağfiret ister. Allahü teâlâ da af ve mağfiret ederse, her şey tamam olur.
Allahü teâlânın bir kulundan razı olması, o insan için en büyük müjdedir. Müminin en güzel duası, birine, Allahü teâlâ senden razı olsun demektir. Eğer Allahü teâlâ bir kulundan razı olursa, ona her şeyi vermiş demektir. Cenab-ı Hak razı olduklarını razı olduğu yerde bulundurur. Rabbimizin de razı olduğu yer Cennettir. Cennete gitmeyi istemelidir. (Vermek istemeseydi, istek vermezdi) buyuruluyor.
Cenab-ı Allah kuluna bir şey vermek isterse, ona bir şeyler söyletir, istetir. O, vermek istediğini, sebeple verdiği için, bizim sebebe yapışmamızı ister, yani, (Ya Rabbi bize Cennetini ver) dedirtir. Zaten söyleten de, verecek olan da Odur.


Photobucket

17/11/2009 | Kategori: yazilarim | Yorum (yok) Yorum yaz! |

<Önceki Yazilar |