“Faydasız ilimden sana sığınırım!”
15/12/2009 | Kategori: makale | Yorum (yok) Yorum yaz! | Kalici baglanti
Ya doğru konuş ya da sus!..

Konuşabilme kabiliyeti, insanlara verilen en büyük nimetlerden bir tanesidir. Hayvanların dili, bizim dilimizden çok daha büyük olmasına rağmen onlar konuşamıyorlar...
Konuşmakla derdimizi daha rahat anlatabiliyoruz, ilim öğreniyor ve öğretiyoruz. Daha sayılamayacak kadar çok faydaları var. Bunun yanında, dilimizden dolayı büyük sıkıntılar da başımıza gelmiyor değil...
Dilin cirmi (kendisi) küçük ama yaptığı şeyler büyüktür. İnsanı cennete de götürür, cehenneme de. Nice insanlar yaptıkları konuşmalarla öldürülmüş veya yıllarca hapis yatmıştır. Niceleri de, yaptıkları güzel konuşmalarla takdir toplamış, yüksek makamlara çıkmış, büyük nimetlere kavuşmuştur.
İmanlı olabilmek için dahi -kalb ile tasdik ettikten sonra- dil ile de ikrâr etmeden olmaz. Nazarı bile bize haram olan bir hanım, bir sözle (nikâh akdi) helâlimiz oluyor, eşimiz oluyor, beraber yaşıyoruz. Ağzımızdan çıkan ve küfre sebep olan bir sözden dolayı hem imanımızı, hem de nikâhımızı tazelememiz lâzımdır.
AKILLI İLE AHMAĞIN FARKI!..
Bunun için dilimize sahip olmalıyız. Konuşmaya başlamadan, konuşacaklarımızı kontrol etmeliyiz. Söyleyeceğimiz söz, kendimize veya başkasına bir fayda sağlayacaksa konuşmalıyız. Konuştuklarımız bir işe yaramayacaksa boşu boşuna konuşmuş oluruz.
Akıllı adam, düşünür sonra konuşur. Ahmak ise, konuşur sonra düşünür. Konuştuktan sonra iş işten geçmiştir, ok yaydan çıkmıştır. Pişmanlık fayda vermez artık.
Mümkün olduğu kadar az konuşmalıyız. Çok konuşmak ahmakların alâmetidir. Ahmakların birçok alâmeti vardır: Bir, çok konuşur, iki, sür’atle cevap verir, daha karşıdaki sorusunu bitirmeden o cevaplandırmaya başlar. Üç, çabuk güvenir karşısındakine. Sormadan soruşturmadan bir iki güzel sözüne aldanır ve ona güvenir.
Rabbimiz bize bir dil vermiş, iki de kulak, üstelik dilimizi de iki kilitle kilitlemiş. Dişlerimizle dudaklarımız. Bu, şu demektir; konuştuklarımızdan daha çok dinlemeliyiz...
Âlimin yanında susarsak, ilmimiz artar. Cahilin yanında susarsak sabrımız artar. Çünkü cahil saçma sapan konuşur, onu dinlerken sabretmek zorunda kalırız, bu da bizim olgunlaşmamıza sebep olur.
Çok konuşanı pek sevmezler. İmam Malik hazretlerine birinden bahsederler ve onu överler. İmam da, şöyle cevap verir:
-Doğrudur, değerli bir insandır. Ama bir aylık konuşmayı bir günde yapıyor!..
Lokman Hakîm, bir gün oğluna şöyle nasihatte bulunur:
-Yavrum! İnsanlar, güzel konuşmaları ile iftihar ederken sen de, güzel sükûtunla iftihar et!
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, konuşmalarına dikkat etsin. Ya doğru konuşsun veya sussun. Çünkü ağızdan çıkan bütün sözler melekler tarafından kaydedilir ve hesabı da görülür.)
Gereksiz yere konuşmamalı ve bizi ilgilendirmeyen soruları sormamalıyız. Meselâ; kandil günlerinde kimseye “oruç musun?” diye sormamalıyız. Orucum dese, kibirlenecek, günâha girecek. Değilim dese mahcup olacak.
Buna benzer, yolda karşılaştığımız kişiye nereden geldiğini veya nereye gittiğini de sormamalıyız. “Falanca adam bizi davet etti” veya “falancaya gidiyoruz” dese, bizim de tanıdığımız ise “bizi niçin davet etmedi” diye ona güceniriz...
EN İYİ VE EN KÖTÜ ORGAN!..
Dünyada iken birbirimize çok soru soruyoruz. Mesela; “adın nedir, kaç yaşındasın, ne iş yapıyorsun, tahsilin nedir, yabancı dilin var mı, evli misin, kaç çocuğun var?” gibi birçok soru... Kabre girdikten sonra sorular teke iner: “Amelin nedir?”
Cehenneme girenlerin çoğu dillerinden dolayı girerler. İnsanoğlunun hiçbir organı dili kadar iyi ve dili kadar kötü ve tehlikeli olamaz.
Nasıl ki dünya hırsı ile dolu olan bir kimse, helâl, haram ayırt etmeden ne bulduysa cebine ve midesine indirirse; aynen bunun gibi çok konuşmayı seven kimse de doğru-yanlış demeden aklına gelen her şeyi yerli, yersiz konuşur. Bundan çok pişmanlık ve sıkıntı görür, ama nafile!..
8/11/2009 | Kategori: makale | Yorum (yok) Yorum yaz! | Kalici baglanti
De ki: Sabahın Rabbine sığınırım.' (Felak Suresi, 113)

‘De ki: Sabahın Rabbine sığınırım.' (Felak Suresi, 113)
"Bereket sabah başlar." Gün ortasında uyanmak, neredeyse günü bitirmek, zamanı tüketmek demektir. Tüm canlılar sabahın ilk ışıklarında uyanıp yiyecek aramaya, yani çalışmaya başlarlar. İnsanların da rızıklarını kazanmak için, erken kalkma zorunlulukları vardır. Aksi takdirde bereketsiz ve şevksiz bir hayat sürmeleri kaçınılmazdır.
Geceyi eğlence alemlerinde geçirip günü yarım yaşayanların, yaradılışa aykırı olan bu tavır ve davranışlarından ötürü, tüm hayatlarında bir bereketsizlik hakim olur. Ayrıca toplumun büyük çoğunluğunun yaşadığı olayları ve haberleri de, hep geriden takip ederler.
“O sabahı yarıp çıkarandır. Geceyi bir sükun (dinlenme), güneş ve ay'ı bir hesap (ile) kıldı. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah'ın takdiridir.” (En'am Suresi, 96)
Yüce Allah, yarattığı tüm varlıkları ve kainatı, ayetin ifadesiyle, bir sistem, hesap ve düzen içinde tertiplemiştir. Geceyi dinlenme, gündüzü çalışma olarak, insanları da bu sisteme uygun şekilde yaratmıştır. Günün ilk saatleri olan sabahı uykuda geçirerek yaradılışa aykırı davranıldığında, her şeyde olduğu gibi, burada da bir çok olumsuzlukları beraberinde getirmektedir.
Erken kalkıp günü en başından yaşamak, hem daha zinde olmamızı sağlar, hem de verimli çalışarak gün içinde yapılacak işlerin bir çoğunu, henüz gün yarılanmadan bitirmemize sebep olur.
“Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır. Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır.” (Müzzemmil Suresi, 6-7)
Ayette Yüce Allah, ibadetleri, sessizliğin ve konsantrasyonun yoğun olduğu zaman olan, gece yapılmasının daha makbul olacağını bildirmektedir. Dolayısıyla geceleri uyku ve ibadetle geçirmemizi tavsiye etmektedir. Daha sonra “gündüz için uzun uğraşlar vardır” ifadesiyle, insan yaradılışına en uygun olan bu durumu bildirmektedir.
‘"…Yarattığı şeylerin şerrinden, Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden' (Felak Suresi, 113)
Yukarıdaki ayette, “gecenin şerrinden Sana sığınırım” bilgisi, buradan gece yaşantısının insanın yaradılışına uygun olmayan bir zaman olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu zaman diliminin uykuda ve ibadetle geçmesi, insanlar için en hayırlı olanıdır. (Kuşkusuz en doğrusunu Allah bilir.)
Bir başka ayette ise, “Ve nefes almaya başladığı zaman, sabaha;” (Tekvir Suresi, 18) ifadesiyle sabahın sağlık açısından da önemine dikkat çekilmektedir. Bilindiği gibi oksijenin en bol olduğu saatler sabah saatleridir. Tüm yeşil bitkiler, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kendi besinlerini üretmek üzere, karbondioksiti alarak oksijeni havaya vermeye başlarlar.
Güneş battıktan sonra ise, tıpkı bizler gibi solunum yapmaya, yani oksijeni alıp karbondioksiti dışarı vermeye başlarlar. Görüldüğü gibi Yüce Allah, bir lütuf olarak sabah saatlerinin çalışmaya başlamak için en uygun zaman olduğunu ayetler doğrultusunda haber vermiştir. Bu durumun daha bilmediğimiz sayısız hikmetleri olduğu da bir gerçek.
Erken kalkmak tüm yaratılmışlarla beraber uyanmaktır. Ayette dediği gibi “nefes alan sabahı” yakalamaktır...
Güneşin muhteşem doğuşunu, izleyerek güne başlamak, bu heyecanı ve şevki yaşamakla beraber, insanları bekleyen ışıl, ışıl yeni günü müjdelemektedir.
Bu durumu alışkanlık haline getirip, yaşam boyu hayata geçirip yaşayanlar, genç ve dinç yaşlanarak, moralleri daima yüksek olup, yaşamlarına huzur ve bereket hakim olur.
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''

25/10/2009 | Kategori: makale | Yorum (yok) Yorum yaz! | Kalici baglanti
Yeter ki sevmeyi ve sevginizi paylaşmayı bilin.

Son zamanlarda nereye gitseniz, kimin gözlerinin içine baksanız derin bir mutsuzluk ya da bıkkınlık ifadesi göreceksiniz.
Mutsuz olmak için o kadar çok sebep var ki, mutluluk dünyayı terk etmiş, bambaşka bir gezegene göç etmiş zannedersiniz.
Deprem korkusu, ekonomik kriz, işsizlik, savaşlar, terör eylemleri ve daha birçok sebep yüzünden yaşamaktan bıkan, yaşamayı sevmeyen bir toplum haline geldik.
Hiç kimseyi, hiçbir şeyi, hatta kendimizi bile sevmiyoruz artık, çünkü sevmeyi bilmiyoruz.
Sevgi emek isteyen, çaba isteyen bir duygudur. Oysa biz kendi sorunlarımıza o kadar gömülmüşüz ki öfke, nefret, kızgınlık gibi kolayca ifade edebildiğimiz duygular varken, çaba isteyen bir duygudan devamlı kaçıyoruz.
Bizler sevmeyi, sevsek de ifade etmeyi bilmiyoruz, buna rağmen sevgisizlikten, sevilmemekten şikayet etmeye devam ediyoruz. Ama bilmediğimiz bir duyguyu nasıl bulabilir, nasıl başkalarından bekleyebiliriz ki?
Elbette ki sevgi karşılık bulduğu zaman büyür, çoğalır. Ama karşılık alamasak bile, bize verdiği mutluluk, dudaklarımıza getirdiği tebessüm yetmez mi?
Hem sevginin tek bir çeşidi yoktur. Sadece karşılık alabileceğimiz sevgiler aramak büyük bir hata olur. İnsan bir çiçeği, bir hayvanı, hatta cansız bir varlığı da sevebilir.
insan ilişkilerinde ise sevginize karşılık bulabilmenizin ilk koşulu, önce sevginizi ifade etmeyi bilmek ve bunu başarabilmektir. Gerisi kendiliğinden gelecektir. Eğer seviyorsanız ve karşılığında seviliyorsanız, mutlu olmak için başka hiçbir şeye ihtiyaç duymamalısınız.
Biraz daha mutlu bir insan olmak istiyorsanız, sevmek için geç kalmış sayılmazsınız. İşe en kolayından başlayın.
Mesela pencerenizin önündeki serçeye biraz ekmek verebilirsiniz.
Sonra bir gün bir bakmışsınız ki deniz kenarına gidip martıları besliyorsunuz ya da sadece sizin olacak bir evcil hayvan almışsınız.
İçinizdeki sevgi yavaş yavaş büyüyüp taşar hale geldiğinde, komşularınıza veya her gün ekmek aldığınız bakkala karşı daha sevecen olabilir, en azından her sabah hatırlarını sorabilirsiniz.
Bu halkalar birleştikçe içinizdeki sevgi kırıntıları çoğalacak; çok daha fazla sevecek, sevilecek, çok daha mutlu bir insan olacaksınız.
Yeter ki sevmeyi ve sevginizi paylaşmayı bilin.
25/10/2009 | Kategori: makale | Yorum (yok) Yorum yaz! | Kalici baglanti
RAMAZAN BAYRAMI

Allah Teâlâ buyuruyor :
"Gerçekten, (küfürden) temizlenen ve Rabbinin ismini anıp, namaz kılan kurtulmuştur."(1)
Âyet-i kerîmedeki kurtulmak iki şekildedir :
Birisi; âhirette, Cennete kavuşmak ve Cehennem'den kurtulmak, dünyâda da âfet ve belâlardan kurtulmak..
Diğeri, dünyada tâate muvaffakiyetle bereket ve saadete kavuşmak, âhirette de Cennetlere girmektir.
Allah Teâlâ :
"Müminler muhakkak felâh bulmuşlardır." (2) buyuruyor. Burada felah buldu kelimesi, saâdete erdiler, mânâsındadır. (Yukarıda geçen) "Temizlenen felâh buldu"(3) âyetinin tefsîrinde ise, tezkiyeye, mânâ temizliğine muvaffak olmaya, imânını temizlemeye, günahlardan sakınmaya dikkat çekilmektedir. Bu cümleden olarak, kim nefsini tezkiye etmezse, o kimse için felâh, kurtuluş yoktur. Nitekim, Allah -azze ve celle- Yûnus sûresinin on yedinci âyetinde "Mücrimler felâh bulmazlar" buyuruyor. Burada felâh bulmazlar, demek kurtulmazlar, mesûd olmazlar mânâsındadır...
"Ve Rabbının ismini anıp, namaz kılan" âyetinin tefsîrinde ihtilâf edildi. İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ-, bu âyeti : "Allah'ın birliğini ikrâr etti ve beş vakit namazı kıldı." diye yorumladı. Ebû Saîd-i Hudrî -radıyallâhu anh- ise, "Tekbirle Rabbinin ismini andı, bayram namazına çıktı ve namaz kıldı." mânâsındadır, diye tefsîr etti."
{
Müminlerin İki Bayramı
"Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Medîne-i Münevvere'yi şereflendirince, ora halkının senede iki defa bayram yaparak eğlendiklerini öğrenince, onlara şöyle buyurmuştur :
-Allah Teâlâ, o iki bayram günlerine karşılık, onlardan daha hayırlı iki bayram gününü size ihsân etmiştir. O günlerin Ramazan ve Kurban bayramı günleri olduğunu müjdelemiştir. (4)
Bayram Sabahı Bağışlanma Müjdesi
"Resûlüllah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizden rivâyet edildiğine göre, O, şöyle buyurmuştur :
Ramazan Bayramı günü olduğunda, insanlar câmîlere çıktıklarında Allah Teâlâ onların hallerine bakar ve şöyle buyurur :
-Ey benim kullarım!.. Benim için oruç tuttunuz, benim için namaz kıldınız, şimdi günahlarınız bağışlanmış olarak evlerinize dönünüz.
Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-, Nebiyy-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir :
-Ramazan bayramı gecesi, Allah Teâlâ, Ramazan ayının orucunu tutmuş olan kimseye sevap ve mükâfâtını verir. Bayram sabahı, Allah Teâlâ meleklerine emreder; onlar da yeryüzüne inerler. Sokak ağızlarında, yol başlarında dururlar. İnsan ve cinlerin dışında bütün yaratıkların işiteceği bir sesle şöyle seslenirler :
"-Ey Muhammed ümmeti!.. (Evlerinizden) çıkınız!.. Azı kabul eden, bol bol mükâfât veren, büyük günahları bağışlayan Rabbinize (onun mescidlerine) doğru!.. Onlar da çıkarlar. Namazlarını kılıp, duâlarını yaptıklarında Rab -tebâreke ve teâlâ- onların her türlü ihtiyaçlarını verir, her türlü isteklerini kabul eder, bağışlamadık günahlarını bırakmaz. Ve onlar, bağışlanmış olarak evlerine dönerler."
Bayram Sabahı Melekler Aramızda
"İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ-'nın rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur :
-Mükâfât verme gecesi olarak isimlendirilen, Ramazan Bayramı gecesi ve bayram sabahı olduğunda, Allah Teâlâ meleklerini her beldeye dağıtır. Onlar da yeryüzüne inerler, sokak başlarında dururlar. İnsan ve cinlerden başka bütün yaratıkların işitecekleri bir sesle seslenirler ve şöyle derler :
-Ey ümmet-i Muhammed!.. Bol bol mükâfât veren, büyük günahları bağışlayan Kerîm Rabbinize çıkınız! Müminler câmîlere ve mescidlere çıktıklarında, Allah Teâlâ meleklerine şöyle buyurur :
-Ey benim meleklerim!.. Onlar da :
-Lebbeyk ve sa'deyk, buyur, emret yâ Rabbi!.. derler. Allah Teâlâ onlara :
-İşini güzelce yapan bir işçinin karşılığı nedir? buyurur. Melekler :
-İlâhımız, seyyidimiz ve mevlâmız! onun ücretini vermenizdir, derler. Celîl -celle celâlühû- şöyle buyurur :
-Ey benim meleklerim!.. Şâhid olunuz, ben Azimüşşân onların Ramazan ayı oruçlarına ve namazlarına karşılık olarak, rızâmı ve mağfiretimi mükâfât ve ücret olarak verdim. (Onlardan râzı oldum ve onları bağışladım.) Sonra yine buyurur :
-Ey benim kullarım!.. Benden her türlü dileğinizi isteyiniz. İzzet ve celâlime yemin ederim ki bugünkü toplantınızda âhiretiniz için isteyeceğiniz her dilediğinizi size veririm. Dünyânız için isteyeceğiniz şeyleri de gözetirim. İzzet ve celâlime yemin ederim ki, benim hakkımı koruduğunuz müddetçe kusur ve eksiklerinizi örterim. Sizi dinin hududlarını koruyanların yanında mahcûb ve rüsvây etmem. Bağışlanmış olarak evlerinize dönünüz. Siz, beni kendinizden hoşnud ve râzı ettiniz. Ben de sizden râzı oldum. Melekler bunları duyunca sevinirler ve Allah Teâlâ'nın Ramazan ayında, iftar vaktinde bu ümmete lûtfettiği ihsânlardan dolayı birbirlerine müjde verirler."
Duâların Kabûl Edildiği Geceler
Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır :
"Beş gece vardır ki, o gecelerde edilen duâlar geri çevrilmez :
1) Receb'in ilk Cuma gecesi (Regâib gecesi),
2) Şaban'ın on beşinci gecesi (Berâat gecesi)
3) Perşembeyi Cumaya bağlayan gece (Cum'a gecesi),
4) Ramazan Bayramı gecesi,
5) Kurban Bayramı gecesi.."
20/9/2009 | Kategori: makale | Yorum (2) Yorum yaz! | Kalici baglanti





